Diyarbakır Surları: Kara Taşın Hafızası
Diyarbakır surları, kapıları, burçları ve Sur içiyle kurduğu bağ üzerine bir yerlinin gözünden kısa bir rehber.
Diyarbakır'a hangi yoldan girerseniz girin, bir noktada karşınıza o kara taş duvar çıkar. Kimi zaman bir caddenin sonunda, kimi zaman bir parkın arkasında, kimi zaman da tam bir çay bahçesinin yanı başında. Bu şehirde büyüyenler için surlar bir turistik yer olmaktan önce bir yön tarifidir: "Dağ Kapı'dan gir, sola dön", "Mardin Kapı'nın oradan in". Surlar şehrin hem sınırı hem de ortasıdır.
Bazalttan bir çember
Surların en çok akılda kalan yanı rengidir. Diyarbakır'ın çevresindeki volkanik araziden gelen bazalt, duvara o koyu, neredeyse siyah görüntüsünü verir. Güneşte ısınır, yağmurda parlar, akşamüstü ışığında ise kahverengiye çalan bir ton alır. Şehre "kara" sıfatının yakıştırılmasının bir sebebi de bu taştır.
Surlar eski şehri, yani bugün Sur ilçesi denen bölgeyi baştan sona çevreler. Bir ucunda İçkale vardır; şehrin en eski yerleşim alanlarından biri olan, Dicle vadisine bakan bu bölüm, surların adeta kalbidir. Duvar boyunca sıralanan burçlar ise yüzyıllar içinde farklı dönemlerde yapılmış, onarılmış, üzerlerine yazıtlar ve kabartmalar eklenmiştir. Taşın üstündeki kuş, aslan ve yazı motiflerini görmek için başınızı biraz kaldırmanız yeter.
Surlar, Hevsel Bahçeleri ile birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndedir. Bu, aslında yerlilerin hep bildiği bir şeyin kâğıda dökülmesidir: duvar, bahçe ve nehir bir bütündür.
Kapılar ve burçlar
Sur içine girmenin klasik yolları kapılardır. Herkesin bildiği dört ana kapı şunlardır:
- Dağ Kapı: kuzeyde, şehrin yeni yüzüyle eski yüzünün buluştuğu yer. Buluşma noktası denince akla ilk gelen.
- Urfa Kapı: batıda, adını yolunun gittiği şehirden alır.
- Mardin Kapı: güneyde, aşağıya, Dicle'ye doğru inen yolların başı.
- Yeni Kapı: doğuda, Dicle tarafına açılan kapı; Dicle Kapı diye de anılır.
Burçlar arasında en meşhuru Keçi Burcu'dur. Dicle vadisine ve Hevsel'e bakan bu burç, gün batımını izlemek için şehrin en sevilen yerlerinden biridir. Ulu Beden ve Yedi Kardeş burçları da üzerindeki yazıtlar ve kabartmalarla bilinir. Hangi burcun hangi dönemde yapıldığını tek tek ezberlemeye gerek yok; taşa dokunup oturmak, aşağıya bakmak çoğu zaman yeterli bir tarih dersidir.
Surların üstünde yürümek
Surların bazı bölümlerinde duvarın üstüne çıkıp yürümek mümkündür. Bu yürüyüşte bir yanda Sur içinin damları, minareleri ve dar sokakları, öbür yanda yeni şehir uzanır. Fotoğraf için güzel bir yerdir ama dikkat ister: taşlar düzgün değildir, bazı yerlerde korkuluk yoktur, yaz öğlenlerinde taş fazlasıyla ısınır. Rahat bir ayakkabı, yanınızda su ve sabah ya da akşamüstü saatleri en iyi seçimdir.
Bir de şunu söyleyelim: surlar bir müze vitrini değildir. Çevresinde çocuklar top oynar, yaşlılar gölgede oturur, seyyar satıcılar çay ve simit satar. Duvarın dibinde hayat devam eder. Surları gerçekten görmek istiyorsanız acele etmeden, mahallelinin arasında durarak bakın.
Herkesin bir sur hikâyesi var
Bu şehirde sur ile bağı olmayan pek kimse yoktur. Kimi okul yolunu Dağ Kapı'dan geçerek yürümüştür, kimi ilk randevusunu Keçi Burcu'nda vermiştir, kimi de dedesinden duvarın dibindeki eski mahalleleri dinleyerek büyümüştür. Bu hikâyeler hiçbir rehber kitapta yazmaz ama şehri asıl anlatan onlardır.
Amed Sözlük tam da bunun için var. Surlarla ilgili bir anınız, bildiğiniz bir burç hikâyesi ya da en sevdiğiniz kapı varsa, önce aramadan ilgili başlığa bakın; yoksa yeni bir başlık açın ve yazın. Kara taşın hafızasını birlikte tutalım.
diyarbakır surları sur tarih gezi