Dicle Nehri ve On Gözlü Köprü
Dicle'nin Diyarbakır için anlamı, On Gözlü Köprü'nün hikâyesi ve köprüye gitmeden önce bilinmesi gereken birkaç küçük not.
Mardin Kapı'dan çıkıp yokuşu aşağı indiğinizde hava biraz değişir. Şehrin gürültüsü geride kalır, rüzgâr serinler ve önünüzde geniş bir vadi açılır. Aşağıda Dicle akar, uzakta ise taş kemerleriyle On Gözlü Köprü durur. Diyarbakırlılar için bu manzara, bir yerin kartpostalı değil, hafta sonu akşamlarının, aile pikniklerinin ve uzun sohbetlerin fonudur.
Dicle: şehrin ikinci adı gibi
Dicle Nehri Doğu Anadolu'nun dağlarından doğar, Diyarbakır'ın hemen kenarından geçer ve güneye, Mezopotamya ovalarına doğru yoluna devam eder. Fırat ile birlikte "iki nehir arası" anlamına gelen Mezopotamya'nın sınırlarını çizen iki büyük nehirden biridir. Okulda haritada gösterilen o mavi çizgi, burada evin arkasından akan bir sudur.
Şehir Dicle'ye o kadar yakındır ki adı her yere sinmiştir. Üniversite Dicle adını taşır, sokaklar, dükkânlar, çay bahçeleri, hatta çocuklar bu adı taşır. Bir Diyarbakırlı için "Dicle" demek, biraz da "memleket" demektir.
Dicle'nin şehir için anlamı yalnızca manzara değildir. Yüzyıllar boyunca Hevsel Bahçeleri'ni sulayan, değirmenleri döndüren, balıkçıya ekmek veren ve şehrin dışarıyla bağını kuran yol da oydu. Eski Diyarbakır'ın neden tam bu noktada, nehre bakan bir yamaçta kurulduğunu anlamak için vadiye inip bir süre suyu izlemek yeter: hem korunaklı bir tepe hem de bereketli bir ova, ikisi yan yana.
Nehrin kıyısı mevsime göre değişir. Baharda su kabarır, yeşil bir koridor oluşur; yazın su çekilir, kıyıda kum adacıkları belirir, insanlar ayaklarını suya sokmak için iner. Sonbaharda ise vadi sarıya ve kahverengiye döner, akşamlar erkenden serinler.
On Gözlü Köprü
On Gözlü Köprü, Dicle Köprüsü adıyla da bilinir. Adını üzerindeki on kemerden, yani on "göz"den alır. Mervaniler döneminde yapılan köprü, aşağı yukarı bin yıldır Dicle'nin iki yakasını birbirine bağlar. Taşları açık renkli kesme taştır; surların kara bazaltından farklı olarak güneşte bal rengine döner.
Köprünün üzerinde yazıtlar bulunur, kemerlerin boyutları birbirinden farklıdır ve bu da ona hafif dalgalı bir görüntü verir. Uzun yıllar araç trafiğine açık kalan köprü, artık yayalara ayrılmıştır. Bu da üzerinde yürümeyi, ortasında durup suya bakmayı çok daha keyifli hâle getirir.
Köprüye giderken
İlk kez gidecekler için birkaç küçük not:
- Saat seçimi: En güzel zaman akşamüstüdür. Güneş batarken taşlar renk değiştirir, yukarıda surların silüeti belirginleşir.
- Yürüyerek inmek: Mardin Kapı tarafından vadiye doğru inen yol, köprüye giden en klasik rotadır. Dönüşte yokuşu çıkmak yorabilir, bunu hesaba katın.
- Çay ve yemek: Köprünün çevresinde ve vadi boyunca çay bahçeleri, balık ve mangal yapan yerler vardır. Kıyıda oturup çay içmek bu gezinin olmazsa olmazıdır.
- Nehre dikkat: Dicle sakin görünse de akıntısı sanıldığından güçlü olabilir. Suya girmeden önce iki kere düşünün, çocukları gözden uzak tutmayın.
Köprünün altından neler geçti
On Gözlü Köprü'nün hikâyesi yalnızca taşlarıyla anlatılmaz. Bu şehirde büyümüş birçok kişinin ilk bisiklet gezisi, ilk okul kaçamağı ya da ilk fotoğraf makinesiyle çekilmiş karesi bu köprüdedir. Kimi oraya düğün fotoğrafı için gider, kimi bir ayrılığın ardından tek başına oturmaya.
Köprüyle, Dicle'yle ya da vadideki o çay bahçeleriyle ilgili sizin de bir anınız mutlaka vardır. Amed Sözlük'te arama yapıp "on gözlü köprü" ya da "dicle" başlıklarını bulabilir, bulamazsanız kendiniz açabilirsiniz. Nehrin anlattığını yazıya dökmek bize düşüyor.
dicle on gözlü köprü gezi diyarbakır